Tutkulu Notalar – Olivia Cunning Tanıtım

Günahkarlar Turnede #1. Kitap Tutkulu Notalar 

Çekici baş gitarist Brian Sinclair, müzikle ilgili yaratıcılık hünerlerini kaybetmeye başladığında, bunu geri kazanmak için grubunu tutku dolu geceler yaşamaya götürecektir.

Seksi psikolog Myrna Evans, Günahkarlar ile birlikte turneye çıktığında, tüm grup onu baştan çıkarmaya çalışacaktır. Ancak Myrna, yalnızca Brian’ı istemektedir.

Tutkulu Notaları’ı ortaya çıkaran bu kadın ile birlikte Brian, aşkın doruklarına ulaşacak ve tutkulu gecelerin esiri olacaklar.

Günahkarlar Turnede serisinin ilk kitabı Tutkulu Notalar çıktı!

Okumanız için kitaptan bir ön okuma aşağıda bulunmaktadır.

Cinsel İçerik

 

Bölüm 1

Bir bildiri yığını, Myrna’nın bilgisayar çantasından çiçek desenli halının üzerine saçıldı. Tam anlamıyla inanılmazdı. Toplantı odasından apar topar çıkma telaşıyla içinde evrakların

olduğu kısmın fermuarını çekmeyi unutmuştu. Dağınıklığı toplamak için eğilirken gürültülü bir soluk verdi. Bugün biraz daha berbat olabilir miydi, acaba?

Asansörlerin yanındaki koridorun diğer tarafından gelen ritmik “pat, pat, pat, pat!” sesini coşkulu bir alkış takip etti.

Anlaşılan, biri bu akşam iyi vakit geçiriyordu. O kişi kesinlikle Myrna değildi.

Altıncı kattaki odasına çıkmak için abartılı otel lobisindeki yoluna devam etmeden önce kâğıtları çantasının içine tıkıştırdı ve fermuarı çekiştirerek kapattı. Uzun, sıcak bir banyonun düşüncesi cennet gibi geliyordu. Daha en başından dekanın, kendisini bu aptal konferansta sunum yapması için ikna etmesine nasıl izin vermişti ki? Tam bir zaman kaybıydı. Alanındaki diğer profesörlerin yenilikçi fikirlerden haberi olsaydı, Myrna amuda kalkıp Amerikan marşını söylerdi! Zaten meslektaşlarının kendi yöntemleri hakkında ne düşündüğünü niçin umursuyordu ki? Öğrenciler derslerine bayılıyordu. Sınıfı her zaman dolu olurdu. Hatta bekleme listesi vardı.

Arkasında başka birinin adımları yankılanıyordu. Ensesindeki tüyler diken diken oldu. Myrna olduğu yerde durdu.

Kalbi deli gibi atıyor, avuçları terliyordu. Onu takip eden her kimse, birkaç adım arkasında durmuştu. Myrna, onun nefes alış verişini duyabiliyordu.

Jeremy?

Hayır. Eski kocası olamazdı. Onu nasıl bulacağını bilmiyordu. Değil mi? Gel de bunu göğüslerinin arasından yuvarlanan soğuk ter damlasına anlat.

Bilgisayar çantasının kulpunu iyice kavradı ve ona sessizce yaklaşacak kadar aptal olan her kimse, onu acımasızca dövmek için hazırlandı.

Yabancı bir ses arkasından, “Harika bir seminer verdiniz

Dr. Evans,” dedi.

Jeremy değildi. Tanrı’ya şükürler olsun. Myrna derin, titrek bir nefes aldı ve omzunun üzerinden bir bakış attı.

Kırklı yaşlarda, ince, uzun bir adam elini ona doğru uzattı.

“İnsan psikolojisini tartışırken gitar riff’lerini kullanmak kimin aklına gelirdi ki? Benim gelmezdi. Demek istediğim, bu yöntemi benimsedim. Sadece sizin düzeyinizdeki gibi bir, eee, şey ekleyebileceğimden emin değilim, ıı…” Boğazını temizledi.

“…coşkunluk.” Sırıttı ve bakışları Myrna’nın özel dikim, gri takımının yakasında gezindi.

Kalbi hâlâ göğsünden çıkacak gibi atan Myrna adamı boğma dürtüsünü bastırdı ve boş elini adamın elini sıkmak için uzattı. “Teşekkürler, Bay…?”

Parmakları Myrna’nın parmaklarının etrafını sardığında, adamın ağzı kulaklarına varıyordu. “Doktor. Stanford’dan Doktor Frank Elroy. Anormal Psikoloji. Aslına bakarsanız, bölüm başkanıyım.”

Ah, Doktor Pislik. Doktor Kendini Beğenmiş Pislik. Senin gibilerle daha önce de karşılaştım. Binlerce kez.Kafasını salladı ve yüzüne bıkkın bir gülümseme yapıştırdı. “Tanıştığımıza memnun oldum Doktor Elroy.”

“Söyle bakalım, benimle bir içki içmek ister misin?” Başıyla solundaki kokteyl salonunu işaret ederken, başparmağıyla genç kadının elini okşuyordu.

Myrna gülümsemesini koruyarak içten içe sindi. Bu adam, onun beğendiği tipin tam zıttıydı. Sıkıcı. Hayır, teşekkürler.

Bugün hissettiği sıkkınlık içsel bir düzeye ulaşmıştı. “Üzgünüm ama bunu es geçmek zorundayım. Hemen uyumak için odama gidiyordum. Belki başka bir zaman.”

Adam delinmiş bir balon gibi söndü. “Tabii. Anlıyorum.

Tükenmiş olmalısınız, öylesine enerjik bir…” Tekrar sırıttı. “…

tartışmadan sonra.”

Tartışma mı? Bu adam orada mıydı? “Kanlı katliam” çok daha uygun bir tabirdi ve Myrna şu anda kendisini biraz anemik hissediyordu.

“Evet,” diye mırıldandı, gözlerini kısarak. Elini adamın elinden çekti, topuklarının üzerinde döndü, otel barının kenarından dolaşarak ve birkaç gür saksı bitkisine sürtünerek asansöre doğru yürümeye devam etti. Yüksek sesle atılan kahkahalar dikkatini kokteyl salonuna

çekti. Dört adam yarı dairesel bir stantta oturmuş, masanın tam ortasında sırtüstü yatan beşinci bir adama gülüyorlardı.

Adam ağırlığını diğer tarafa vererek uzandığında, çeşitli miktarlarda kehribar renkli sıvılarla dolu bardaklarla kaplı masa tehlikeli bir şekilde eğildi. Arkadaşları biralarını mutlak sondan kurtarmak için çabalıyorlardı.

Uzanan adam masanın üzerindeki çakma Tiffany lambaya doğru, “Odaya söyleyin, dönmeyi kessin!” diye bağırdı.

“Sana başka bira yok, Brian,” dedi arkadaşlarından biri.

Brian bir parmağını havaya kaldırdı. “Bir tane daha.” Bir parmağını daha kaldırdı, “ya da iki,” bir parmak daha, “bellkiiiii dört.”

Myrna sırıttı. Beşinin de salondan ve lobiden geçerek dağılmakta olan, çoğu profesörlerden oluşan konferans katılımcılarına “uyum” sağladıkları söylenemezdi. Stanttaki alışılmadık grup, hak ettiklerinden daha fazla nefret ve hayret dolu bakışlara maruz kalıyordu. Sebebi dövmeler miydi? Yoksa çeşit çeşit piercingler ve çivili takılar mı? Boyalı saçlar, farklı saç kesimleri ve siyah kıyafetler mi? Her neyse. Sadece bildikleri

gibi takılan adamlardı işte. Ve bu adamların bir tanesinin bile sıkıcı olmadığına bahse girerdi.

Myrna asansöre doğru kararsız bir adım attı. Aslında bir süre onlarla takılmak hoşuna giderdi. Bir entelektüel ile hararetli bir konuşma yapmaktansa, belki biraz eğlenebilirdi. İşyerinde onlardan yeterince vardı zaten.

Hâlâ masanın ortasında sırtüstü yayılmakta olan Brian, hayali bir gitarı çalarken bir riff’i seslendiriyordu. Myrna notalar serisini görür görmez tanıdı. Erkek şehveti üzerine yapılan sınıf içi tartışmalarda bunu kullanırdı, çünkü dünya

üzerindeki hiç kimse gitarı Üstat Sinclair kadar şehvani çalmıyordu. Dur bir dakika! Bu olabilir miydi?… Hayır, rock grubu Günahkârlar’ın bir akademik öğretim konferansında ne işleri

olabilirdi ki? Büyük bir ihtimalle sadece grubun hayranlarıydılar, yine de Brian ismi, Myrna’nın onun başgitarist olabileceğine dair içgüdülerini harekete geçirmişti. Günahkârlar’ın

başgitaristinin adı Brian Sinclair değil miydi?

Stantta oturan adamlardan biri çenesini omzuyla kaşımak için kafasını çevirdi. Aynalı güneş gözlüklerine rağmen, Myrna vokalist Sedric Lionheart’ı anında tanıdı. Kalp atışı birkaç tık

yükseldi. Bu Günahkârlar’dı.

“Feci sarhoşum!” diye bağırdı Brian. Beraberinde birkaç boş bira şişesini de devirerek masadan yuvarlandı ve arkadaşlarından ikisinin kucağına düştü. Onu kabaca yere ittiler.

Myrna öfkeyle burnundan soludu ve ardından hanımefendiliğe uymayan böyle bir ses çıkardığına kimsenin şahit olmadığından emin olmak için çevresine bakındı. Gidip onlarla konuşmak zorundaydı. Semineri için görüşmek istiyormuş

gibi davranabilirdi. Dürüst olmak gerekirse, müziklerine bayılıyordu. Göze fena gelmedikleri de söylenebilirdi. Tam anlamıyla onun tipinin tanımı. Vahşi. Evet, lütfen. Geçirdiği günden sonra tam olarak ihtiyacı olan şeyi verecekleri garantiydi.

Odasında saklanma planından vazgeçen Myrna, salonu koridordan ayıran alçak duvarın çevresinden dolaştı. Elleri ve dizlerinin üzerinde yerde sürünmeye çalışan Brian’ın önünde

durdu. Bilgisayar çantasını yere bıraktı ve ayağa kalkmasına yardım etmek için eğildi. Koluna dokunduğu anda, kalp atışı tekledi, ardından yarışa başladı.

Hayvani çekim. Onda bu vardı. Merhaba, Bay Hoş Geldin

Eğlence.

Brian’ın gözleri Myrna’nın bacaklarında ve bedeninde dolaşırken, yüzü yavaş yavaş görüş alanına giriyordu. Bir heykeltıraşın seveceği yüz hatlarına sahipti: güçlü çene, belirgin

çene çizgisi, çıkık elmacık kemikleri. Yüz hatlarını parmak uçlarıyla incelemek küstahlık mı olurdu? Ya dudaklarıyla incelese? Dikkatini eline vermek için çabaladı. O el, şu anda oldukça kaslı bir kolu tutuyordu.

“Bu kola dikkat et,” dedi. “Senin kadar yetenekli çok az gitarist var.”

Brian yalpalayarak ayağa kalkmak için genç kadının desteğini kullandı. Myrna’ya doğru tökezlediğinde genç kadın onun kokusunu aldı ve derince içine çekti, gözleri yarı yarıya kapandı. İlkel arzu, duyularını darmaduman etti. Az önce

yüksek sesle mi hırlamıştı?

Brian dengesini sağlarken güçlü elleriyle genç kadının omuzlarına yapıştı. Myrna’nın bedenindeki her bir sinir ucu alarm durumuna geçmişti. En son ne zaman bir erkekten birdenbire etkilendiğini hatırlayamıyordu bile.

Brian onu serbest bıraktı ve destek için arkasındaki standa doğru yaslandı. Yoğun, kahverengi gözlerini onun yüzüne odaklamaya çalışıyormuş gibi, zorlukla kırpıştırıyordu. Ağzında geveleyerek, “Kim olduğumu biliyor musun?” diye sordu.

Myrna gülümsedi ve hevesle başını salladı. “Kim bilmez ki?”

Brian, dengesini daha da bozarak elini abartılı bir tavırla çevresinde salladı. “Tüm bu lanet olası yerdeki, kendini beğenmiş her bir ucube. İşte onlar.”

Hayretini gizlemeden gözlerini ona dikmiş bakan kalın hırkalı, kır saçlı bir kadına doğru hırladı. Kadının soluğu kesildi ve mümkün olabildiğince soğukkanlı bir ifadeyle dikkatini küçük, kırmızı bir pipetle höpürdeterek içtiği okyanus mavisi kokteyline verdi.

Grubun solisti Sed, “Brian, olay çıkarma,” dedi.

Brian’ın Sed’e fırlattığı yakıcı bakışın etkisi güçlüydü. “Ne?

Ben hiçbir şeyi başlatmıyorum. Bu insanların hepsinin, lanet olası gözlerini dikip bakma problemleri var!”

Doğru. Gözlerini dikmiş bakıyorlardı. Şu anda çoğunluğu Myrna’ya bakıyordu. Büyük ihtimalle, onu düşman topraklarından en iyi şekilde nasıl kurtarabileceklerini merak ediyorlardı.

Oturursa daha az dikkat çekeceğini umut ederek, “Bir süre sizinle oturmam sorun olur mu?” diye sordu Myrna. Tokasından kurtulan bir tutam saçı kulağının arkasına sıkıştırdı ve umutla Brian’a gülümsedi. Brian onun ricasını düşünürken

orta parmağıyla kaşını sıvazladı. Myrna onun ne düşündüğünü biliyordu. Resmi takım elbiseli, kibirli görünen bir piliç neden beş rock yıldızıyla birlikte oturmak istiyordu?

Sed yarı dairesel stantta kenara kaydı ve yanındaki boş, orman yeşili kumaşla kaplı alana yumuşakça vurdu. Genç kadın, Sed’e bakmak için bakışlarını Brian’dan kopardı. Sed’in komşunun-iyi-oğlu görünüşü kötü-çocuk, kadın düşkünü ünü

ile çelişiyor gibi görünüyordu. Myrna hayranı olduğu grupların özel hayatlarını takip etmiyordu, ama o bile Sed’in ününden haberdardı. Gamzelerle tamamlanan gülümseyişi tadından yenmiyordu. Belki de bu yüzden gülümseyişini, sıklıkla

sert bakışlarla gizliyordu. Kayıtsızlık hızlı bir örtü gibi onu soğukkanlı haline geri döndürdü. O sevilesi gamzeler imajına pek uymuyordu.

Myrna standa ilerleyerek Sed’in yanına doğru kaydı. Terli avuçlarını eteğine silerken Sed’in yanına yerleşti. Tamam, işte buradayım. Şimdi ne olacak?

Sed arkasına doğru yaslanarak genç kadının profesyonel kılığını inceledi. “Bir çeşit iş kadını ya da öyle bir şey misin?”

Myrna onun söylediği şeye aldırmadı. “Ya da öyle bir şey kısmı. Aslında, kendini beğenmiş ucubelerden biriyim. Burada bir konferans için bulunan bir üniversite profesörüyüm.”

“Dalga geçiyorsun?” Myrna, karşısında oturan ve konuşan kişiyi tanıdı. Grubun davulcusu, Eric Sticks’ti. “Eğer üniversite hocalarının bu kadar ateşli olduğunu bilseydim, eğitim almayı kabul edebilirdim.”

Myrna kahkaha attı. Hâlâ ayakta durarak Eric’in sağ omzunun yanında standa yaslanan Brian’a bir bakış attı. Kalbi acı verici bir şekilde çarptı. Tanrı aşkına, adam muhteşemdi.

“Oturmak ister misin Brian?”

Myrna Sed’e doğru kaydı, dizi masanın altında onunkinin yanına yerleşti. Brian genç kadını piyasadaki en seksi ve en yetenekli müzisyenlerden ikisinin arasında bırakacak şekilde

yanındaki koltuğa çöktü. Myrna ölmüştü ve cennetteydi. Soğukkanlı ol, Myrna. Eğer bir hayran gibi aptalca davranmaya başlarsan, sana kaybolmanı söylerler. Ve bunu kesinlikle istemiyordu.

Brian öne eğildi ve bir iniltiyle alnını masaya dayadı. Yatıştırıcı bir dokunuşta bulunmamak için Myrna’nın tüm konsantrasyonunu kullanması gerekti. Myrna onun kim olduğunu biliyordu, fakat Brian genç kadını tanımıyordu.

Perişan haldeki düşüncelerini toparlamak için derin bir nefes aldı ve kendini, dikkatini Eric’e vermeye zorladı. Ona tamamıyla sersemleşmeden bakabiliyordu, ama onun akıl almaz saçlarından gözlerini ayıramadığını fark etti: Yarısı uzun, ortası kısa ve sivri şeritlerden oluşan, kalanı da çeşitli boylarda ve garip bir düzlükte saçları vardı.. Kıpkırmızı, parmak kalınlığında bir bukle boynunun yanında kıvrılmıştı. Rock yıldızı saçı. Heyecanlı bir kıkırdamayı bastırdı.

“Eee, ne öğretiyorsun?” Eric birasından bir yudum aldı ve soluk mavi gözlerini genç kadının yüzünden bir an için bile ayırmadı. Şey, belki biraz göğsüne bakmış olabilirdi, ama gözlerini çoğunlukla boynunun üzerinde tuttu.

Myrna sorusuyla birlikte irkildi ve gözlerini masaya sabitledi. Neyi öğrettiğini söylediği anda, onların saygısını kazanma şansı buharlaşacaktı. “Söylemek zorunda mıyım?”

“Hadi ama.”

Ağır ağır içini çekti. “İnsan Cinselliği.”

Eric birasını püskürttü. Elinin tersiyle ağzını kuruladı.

“S*ktir.”

“Hım, evet, sanırım bu benim uzmanlık alanım,” dedi,

Myrna, çarpık bir gülümsemeyle.

Adamlar bunun üzerine kahkahalarla güldü. Brian haricinde. Başı hâlâ önündeki masada, kıpırdamadan duruyordu.